ELAZIĞ; MEZRADAN SANCAĞA, SANCAKTAN VİLAYETE - 2

geçen haftadan devam…

Geçen haftaki yazımızda Osmanlı salnâmelerine göre Elazığ’ın idari yapısından bahsetmiştik.

Bu haftaki yazımızda ise; 1301/1884 - 1325/1907 tarihli Ma’muratü’l-Aziz Vilayet salnâmelerine göre yeni yeni kurulmakta olan Ma’muratü’l-Aziz vilayetinin genel coğrafi durumundan bahsetmek istiyorum.

Ma’muratü’l-Aziz, Asitane’ye 200/215 saat uzaklığında (1 saat; 15 km.ye tekabül ediyor), Bağdad Caddesi (şimdiki Gazi Caddesi) üzerinde, ekvatordan 38.5 derece kuzey enlemi ile 36 derece 55 dakika (başka salnamede; 37 derece ve 50 dakika ile 39 derece ve 52 dakika) batı boylamı ve kıblesi dahi Haleb vilayetiyle Urfa sancağı ölçüsünde, Dersaadet’ten 8 derece 10 dakika ile 9 derece 38 dakika doğu eyleminin ortasında, Yine Dersaadet’ten başlangıç kabul edildiğine göre vilayetin merkezi olan Mezra 9 derece ve 21 dakika, denizden yüksekliği 1100 metre olan bir mevkiye kurulmuştur.

ELAZIĞ; MEZRADAN SANCAĞA, SANCAKTAN VİLAYETE - 1

Bir önceki yazımız olan “Harput; Sancaktan Eyalete, Eyaletten Nahiyeye” başlığı altında Harput’un idari yapısında bahsetmiş ve Osmanlı döneminde idari bakımdan en fazla değişikliğe uğrayan yerleşim yerlerden birinin de Harput olduğunu belirtmiştik.

Bu yazımızda da Osmanlı Salnameleri’ne göre Elazığ’ın idari yapısından bahsetmek istiyorum.

Harput’un geleceği 1834 yılı ile birlikte bir belirsizliğe doğru yol almaya başlamıştır bile.

1834 yılında Keban Madeni bir ara vilayet merkezi olmuş, Harput’un idaresi de Maden valileri tarafından mahalli beylere bırakılmıştı. Beyler de kendi köylerinde (Hoş, Sarıni ve Hoğu) ikamet ederek Harput’u idare etmeye çalışmışlardır. Sonraları Çötelizâdeler ümera arasında imtiyazlı olarak tanındığından kazanın idaresi aralıksız olarak bu hanedana verilmiştir. Çötelizâdeler ise ikamet ettikleri Mezra’dan Harput’u idare etmişler ve Mezra merkez kaza olmuştur.  

DUA VE ZİKİRLE YAŞAMAK

İnternette “Komşu Komşuya Seslenirken Dahi Zikrederdik Biz” şiirinin seslendirilmiş hali var.

Şiir de güzel, seslendirme de güzel.

Bu şiir, İdris AK’a ait gözüküyor.

Aynı konu üzerine yazılmış “Eskiden Sanki Biz Zikir Çekerdik” başlıklı bir şiir de Şükrü ATAY’a ait.

Bizler eskiden yaşarken zikrederdik, zikrederken o hali yaşardık.

HARPUT; SANCAKTAN EYALETE, EYALETTEN NAHİYEYE

Osmanlı döneminde idari bakımdan en fazla değişikliğe uğrayan yerleşim yerlerden biri de Harput’tur.

Harput, Osmanlı hâkimiyetine katıldığı 1516 yılından itibaren 19. yüzyılın sonlarına kadar Diyarbekir eyaletine tabi bir sancak olarak kalmıştır. Diyarbekir eyaletine tabi bir kısım sancaklar 16. ve 18. yüzyıllar boyunca yurtluk-ocaklık veya hükümet statüsü altında mülkiyet üzere tasarruf edildiği halde, Harput daima klasik bir Osmanlı Sancağı olma özelliğini korumuştur.

SU GİBİ AZİZ OLALIM

Hayatın esas kaynağı ve sırrı,

Saflığın ve sadeliğin sembolü,

Varoluşun özü…

Yüzü toprağa ve semaya dönük bereket,

Kültürün ve medeniyetin binlerce yıllık çağıltısı,

Hayat, enerji, bereket ve zenginlik kaynağı,

Medeniyetin hem kurucusu hem taşıyıcısı…

Su ile medeniyet yüceldi, medeniyet de suyu aziz kıldı,

Dillerde “su gibi aziz ol” duasıyla anıldı…

HER AN VE HER YERDE İMTİHANDAYIZ

Dünya bir imtihan dünyası…

Herkes bir şekilde imtihana tabi tutulmaktadır.

Çünkü Allah, her an ve her yerde her kulunu denetler ve imtihan eder.

Allah, imtihan etmek istediği kullarına da elbette farklı imkânlar ve ihsanlarda bulunur.

Kimini yokluk ile,

Kimini varlık ile,

Kimini de hem yokluk hem de varlık ile imtihan eder…

BİR GÜN GELİR, HATIRLARSINIZ

Yıl 1965 veya 1966, henüz ilk okula başlamamıştım. Yani 5-6 yaşlarındayım.

Palu Karşıbahçeler Değirmenbaşı mevkiinde oturuyoruz.

Babam beni bahçe komşumuz olan Muro Şabangil’in Fikri Koca Hoca’ya Kur’an okumaya gönderdi. Fikri Hoca, o zamanlar Palu Çarşıbaşı Ulu Camii’nde kayyım müezzin olarak görev yapıyordu.

Onların bahçesiyle bizim bahçe arasında bir bahçe ve şehre inen bir yol vardı. Daha önceleri sekiz değirmen ve bir dinki çalıştıran, aynı zamanda bütün bahçeleri sulayan bu su, bahçemizin içinden geçtikten sonra yol boyu Fikri Hocagil’in bahçesinden aşağı bahçelere ve değirmenlere doğru akardı. 

BİZ BU HALE NASIL GELDİK / GETİRİLDİK

Aziz diye bilinen ilimizde gün geçmiyor ki kanlı bir olay yaşanmasın.

Her gün kan akıyor bu şehirde,

Bıçaklı ve silahlı saldırılar, yaralamalar, ölümler…

Geçen hafta yine ilimizde silahlı çatışma sonucu üç can daha gitti.

Eller ya sopada ya bıçakta ya da silahta.

En ufak bir şeyde her kes birbirini boğazlamak için adeta tetikte bekliyor.

İnsanlar birbirlerini öldürüyor.

Sokakta, caddede, iş yerlerinde insanların kanları akıyor bu şehirde.

MADEN-İ HÜMAYUN - 2

Geçen yazımızda başladığımız 1850’de Maden’de İzabe Tesisi Vardı konusuna bu hafta da devam ediyoruz.

“Ergani Maden-i Hümâyûnu bir suyolu ile dokuz adet mağaradan ibaret olup bu mağaralardan altısı madenciler ve devlet tarafından işletilmekte ve üç suyolu da menfez olarak kabul edilmiştir.

Belirtilen bu suyolu ve dokuz adet mağarada yapılan yeniliklerle geçen seneler 30.000 küfe (küfesi 300 kıyyedir) cevher ihraç olunmakta ve hâlihazırda bu miktarın iki misli ihraç olunur.

MADEN-İ HÜMAYUN - 1

İlimizin gündemden düşmeyen konulardan biri de Maden bakır rezervleri, bakır işletmeleri, bu işletmelerin ihalesi ve Danıştay’ın son kararı…

26 Ekim 2022 Çarşamba günkü gazetemizin manşeti de yine aynı konuydu.

İlimizle ve özellikle ilçelerimiz ile ilgili sorun ve çözüm önerileri ortaya koyarak bir nevi şehrin röntgenini çeken HAZARSAM Başkanı Sayın Prof. Dr. Bilal Çoban’nın Maden dosyası gündeme getirilerek; “1850’de Maden’de İzabe Tesisi Vardı” manşeti atılmıştı.

Osmanlı Vilayet Salnâmeleri’nde Maden-i Hümayun olarak Ergani Madeni’nde çıkarılan bakır madeninden ve Keban Maden-i Hümayun’u olarak da Keban’da çıkarılan gümüş madeninden detaylı olarak bahsedilir.