ÇOCUKLUĞUNUZU DOYASIYA YAŞADINIZ MI?

3 Aralık 2018 tarihinden itibaren 4 Nisan 2021 tarihine kadar aksatmadan yazdığım yazılarıma uzun bir zamanın ardından yeniden Bismillah dedik, hayırlara vesile olur inşallah.

Peki, neden uzun bir zaman?

Gözlerimde meydana gelen rahatsızlık, ameliyat ve dinlenme süreci…

Haftalar, aylar hatta yaklaşık bir yılı aşkın bir süre geçiverdi.

Her şeyde bir hayır vardır…

Geçen bu süreç içinde daha önceden hazırlıklarını bitirip basım aşamasına gelmiş olan “Palu Yetişkin ve Çocuk Oyunları” isimli eserim 2021 yılı sonlarında, “Salnamelerde (Harput-Ma’muratü’l Aziz-El’âziz) Elazığ” isimli onikinci eserim de 2022 yılı başlarında yayım hayatına girdi.

TARİHİ PALU KÖPRÜSÜ VE İKİ İNATÇI KEÇİ

Hemen hemen hepiniz köprü üzerinde karşılaşan iki inatçı keçinin hikâyesini bilirsiniz.

Bir köylünün iki inatçı keçisi varmış. O kadar inatçılarmış ki biri diğerinin yaptığı şeylerin tam tersini yaparmış. Öyle ki birisi otlamak için köylünün evlerinin kenarından akan derenin karşı tarafına geçse o mutlaka bu tarafı tercih edermiş.

ÜZERİMİZE ÖLÜ TOPRAĞI SERPİLMİŞ GİBİ

Üzerine ölü toprağı serpilmek; her olay karşısında uyuşuk, tepkisiz, hareketsiz kalmak,

Üstüne ölü toprağı serpilmek; gelişen olaylar, hararetli söylemler, tepkisel durumlar karşısında herhangi bir tavır sergilemeyerek uyuşuk ve durağan kalan kişi veya gruplar için yapılan bir benzetme.

Bu deyimi şu sıralar Elazığ için söylemek yanlış olmaz herhalde.

Elazığ’ın üstüne ölü toprağı serpilmiş sanki…

Elazığ tarihinde en acı dönemi yaşıyor adeta.

KÜLTÜREL DÜNYASI İÇİNDE PALU’DAN ESİNTİLER

Kültürel Dünyası İçinde PALU’DAN ESİNTİLERisimli eserim, alanında bir ilk olarak millî kültür hayatımızda yerini aldı.

İlimizle ilgili yayımlanmış olan üç kitabımla birlikte, Palu ilçemizle ilgili de üçüncü toplamda onuncu eserim yayımlanmış oldu.

Anneme ithaf ettiğim, babamın şiirinden bir kıta ile başladığım;

Kültürel Dünyası İçinde PALU’DAN ESİNTİLER” kitabımın ön sözünü siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

ÇANAKKALE’DE BİR PALULU

Çanakkale; bir ruhtur, bir manadır, bir idealdir.

Çanakkale; topyekûn bir direniştir.

Çanakkale; hürriyettir, bağımsızlıktır.

Çanakkale; Allah’tan başka hiçbir varlığa boyun eğmeme iradesidir.

Çanakkale; topyekûn bir diriliştir.

Çanakkale; her şehidle 253 bin kere dirilişin destanıdır.

SEVGİNİN TOPLUMLA BÜTÜNLEŞMESİ / SEVGİ TOPLUMUNU OLUŞTURMAK

Sevgi ile başlayan yazı dizimizin sonuna geldik.

Sevginin imanla, amelle, aile ile, çocukla ve her şeyle bütünleşmesinin nihai sonucu ise;

Sevginin toplumla bütünleşmesidir,

Yani sevgi toplumunu oluşturmaktır.

Sevginin giremediği kalp,

Şefkat ve merhametin çözemediği katılık yok gibidir.

SEVGİNİN HER ŞEYLE BÜTÜNLEŞMESİ

Sevmek;

Her şeyi sevmek, sevebilmek…

Yaratılan her şeyi yaratandan ötürü sevmek…

Özürlüyü, dağı, taşı, toprağı, ağacı, hayvanı, suyu, havayı,

Yerde, gökte ne varsa,

Canlı, cansız, görünen görünmeyen her şeyi…

Çünkü sevgi; bizim istediğimiz kalıplara sokulamayacak kadar büyüktür.

SEVGİNİN ÇOCUK İLE BÜTÜNLEŞMESİ

Çocuklar sevgi ile büyür,

Sevgi ile gelişir,

Sevgi ile olgunlaşır.

Aile ile bütünleşen sevginin semeresi ise çocuk sevgisidir.

Çocuklar, gönül meyvesi, göz nurudur.

Çocuk sevgisinin kaynağı ise Allah’ın rahmeti ve kullarının merhamet duygunun tezahürüdür.

Bu sevgi; insanın yüreğinin kirini, pasını atan bir sevgidir.

SEVGİNİN AİLE İLE BÜTÜNLEŞMESİ

Aile içi şiddet,

Kısa süren evlilikler,

Modernize adı altında boşanmalar,

Asrımızın en büyük problemleri.

Tüm bunların temelinde yatan sebep ise; sevgisizlik.

Aileyi yok eden,

Kalplerde onulmaz yaralar açan,

Geride çaresizlik içinde çırpınan gözü yaşlı evlatlar bırakan sevgisizlik.

SEVGİNİN AMELLE BÜTÜNLEŞMESİ

Yalnızca Allah için sevmek,

Sevgiyi sadece Allah’a has kılmak,

Sevgiden hasıl olacak neticeye vasıl olmanın olmazsa olmaz şartıdır.

İmanın tadını alabilmenin en belirgin kıstaslarından biridir.

Her kim şu üç niteliği taşırsa, o kimse imanın tadını alır:

1. Allah ve Resûlünü her şeyden daha çok sevmek,

2. Sevdiğini yalnızca Allah için sevmek,

3. (İmandan sonra) tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılacakmış gibi çirkin (ve tehlikeli) görmek.[Buhari, İman, 9]