BÜYÜK ÇEÇEN SÜRGÜNÜ

1944, Şubat…

O yılın kışı işte, o yılın,
Sivri kama misali,
İnsanın bağrına saplanıp da yaşanan
Kışı işte o yılın!
O yılın hiç yazı olmadı ki…

NECATİ KANTER VE BÜRDE / BİR HIRKA-İ SAADET ROMANI

1977-1978 eğitim ve öğretim yılı, Elazığ İmam Hatip Lisesi onbirinci sınıftayız. Okulumuza yeni atanan hocalardan Necati Kanter’i Felsefe gurubu derslerimize gelmesiyle tanıdık.

Biz öğrencilere daha sevecen, daha farlı yaklaşımı ile hemen kendini sevdirdi. İyi bir tiyatrocu olması ve sosyal aktiviteleriyle bizlerde yeni ufuklar açılmasında önemli rol oynadı.

ŞEHADET AYI

Şehadet, her ayda güzel ama şubatta bir başka güzeldir.

İslam dünyasında tarihe mal olmuş sembol birçok ismin Şubat ayında şehit olmaları nedeniyle bu ay, “şehadet ayı/şehitler ayı” olarak haklı bir unvan kazanmıştır.

İskilipli Atıf Hoca’dan Hasan El-Benna’ya, Şeyh Esad Erbili’den Malcolm X’e, Metin Yüksel’den Abbas Musavî’ye, Şeyh Rağıb Harb’dan Zelimhan Yandarbiyev’e kadar birçok sembol isim Şubat ayında şehit edilmiştir.

KARA TAKVİM NE ZAMAN AKLANACAK?

1 Şubat 1935, Ayasofya Camii’nin müzeye çevrildiği tarih.

Ayasofya; “kutsal ya da ilahî bilgeliğin” sembolü, 15 yüzyıl boyunca ayakta kalmış en büyük mabet.

Sanat tarihi ve mimarlık dünyasının başyapıtları arasında yer alan, Ayasofya.

Süleyman mabedini bile geçen muhteşem yapıt, Ayasofya.

Fethin sembolü ve kılıç hakkı, Ayasofya.

HZ. ALİ, TOPRAĞIN BABASI

Ocak ayı, Hz. Ali’nin şehadetinin yıl dönümü.

Ali bin Ebu Talib, Hicretten yaklaşık yirmi iki yıl önce (m. 600) Mekke’de doğmuş olup Kâbe’de ilk ve tek doğan kişi olduğu rivayet edilir. Babası Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib, annesi de Fâtıma binti Esed b. Hâşim’dir.  

Ebû Tâlib’in en küçük oğludur. Mekke’de baş gösteren kıtlık üzerine Hz. Peygamber amcası Ebû Tâlib’in yükünü hafifletmek için onu himayesine almış, Hz. Ali beş yaşından itibaren hicrete kadar O’nun himayesinde büyümüş ve yetişmiştir.

VEFA, BU ÜMMETİN EN BÜYÜK YİTİĞİ

Vefa; ahdinde, sözünde durma, dostluğu sürdürmek. Verilen söze bağlı kalmak.

Vefa; Allah’a verilen sözü tutmaktır.

Biz, Rabbimizle “Kalu Bela’da/Ezelde” ahitleştik, Rabbimize söz verdik.

…’Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti). Onlar da: ‘Evet, (Rabbimizsin), şahit olduk’ demişlerdi…[A’raf: 7/172]

 …Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim…[Bakara: 2/40]

MEKKE’NİN FETHİ, GÖNÜLLERİN FETHİ (2)

Hicret’in sekizinci senesinin Ramazan ayının onuncu gününü (1 Ocak 630) gösteriyordu takvim.

Geliyoruz, dönüyoruz Mekke…

Sabırsızlık ve coşkuyla bekleyen 10 bin kişilik ordu Medine’den ayrıldı.

Yeryüzünün en şerefli binası/mabedi artık putlardan temizlenmeliydi. Seferin gizliliği konusunda her türlü tedbiri alan Hz. Muhammed (s.a.v.):

"Allah'ım! Yurtlarına ansızın varıp kavuşuncaya kadar, Kureyşlilerin casus ve habercilerini tut, görmez ve işitmez hale getir! Beni, birdenbire görüp işitsinler!" diye dua ediyordu.

MEKKE’NİN FETHİ, GÖNÜLLERİN FETHİ (1)

Sekiz buçuk yıl önceydi, Medine’ye hicret için Sevr’den ayrılırken Hezreve’de devesini durdurdu. Doğup büyüdüğü mübarek şehir Mekke’ye, Beytullah’a mahzun mahzun baktı ve:

Vallahi, sen Allah’ın yarattığı yerlerin en hayırlısı, Allah katında en sevgili olanısın! Bana senden daha sevgili, daha güzel yurt yoktur! Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım, senden asla ayrılmaz, senden başka yerde yurt yuva tutmazdım  diyerek ona olan sevgisini dile getirdi.

ÇAY, MUHABBETİN DEMİDİR (2)

Bizim nazarımızda çayın; muhabbet, ülfet ve ünsiyet, cömertlik, hasret, özlem, aşk, mutluluk, mazlumun isyanı, yalnızlığı unutmak, vuslat, umut, yarenlik, yalnızlığı gidermek, duygu, güzel ahlak, edep, sevgi,  hüzün ve ikramın en güzeli olduğunu bir önceki yazımızda belirtmiştik.

Batı'dan çok önceleri İpek Yolu aracılığıyla Küçük Asya'ya yani dolaylı olarak Türkiye'ye giren çayın üretimi ilk defa 1888 yılında Bursa’da denenir. İkinci deneme ise 1892 yılında yapılsa da sonuç hüsrandır. Osmanlı beldelerinde çay, ilk olarak Batum ve çevresinde 1918 yılında üretilir. 1923-1924 yılında Rize’de ekilmeye başlanan çayın ismi artık Türk Çay’dır. Türk kahvesi gibi…

ÇAY, MUHABBETİN DEMİDİR (1)

Közün üzerindeki su kaynamıştı, kaynayan suyu demliğe doldurduktan sonra avuçladığı çayı üzerine döktü. Ocaktaki mermoru[1] maşa ile biraz daha ileri çektikten sonra demliği üzerine bıraktı.

Şöyle bir kahvede oturanlara göz attıktan sonra meremesini[2] omuzuna attı ve dizlerinin üzerine çökerek duvara sırtını dayadı.  Yavaşça tabakasını cebinden çıkardı, yan tarafına hafifçe dokunup açtı. Kehribar gibi tütünden bir tutam alarak özenle sardığı cigarayı yaktıktan sonra derin bir nefes aldı.