DEPREM FIRSATÇILARI

Deprem ve deprem sonrası en çok konuşulan telaffuz edilen kelime “fırsatçı” ve “fırsatçılık  kelimeleridir.

Fırsatçı; “yararlanabileceği en uygun zamanı bekleyen, uygun zaman kollayan, uygun zaman buldu mu her şeyi yapabilen (kimse).

Fırsatçılık; “güç durumlarda, davranışlarını ahlak kuralları veya düzenli bir düşünceden çok, çıkarlarına uyacak biçimde ayarlamayı amaçlayan tutum.

ZELZELE, KIYAMETİN KÜÇÜK PROVASI

Afetimizi de,

küçük kıyametimizi de

kendi ellerimizle hazırlıyoruz.

Türkiye, Elazığ’da meydana gelen zelzele ile bir daha sarsıldı.

Eskiden yer sarsıntısına “zelzele” diyorduk. Sonra, “kımıldamak, hareket etmek” anlamında kullanılan “teprenmek” kelimesinden “deprem” kelimesine geçtik.

Bu yazımızda okuyucularımın hoşgörüsüne sığınarak “deprem” kelimesi yerine “zelzele” kelimesini kullanmak istiyorum.

KAHVE, BİR FİNCANINA KIRK YIL HATIR SIĞDIRDIK (3)

Gönül ne kahve ister ne kahvehane
            Gönül sohbet ister, kahve bahane

Daha önceki iki yazımızda kahvenin tarihi serüveninden ve Türk Kahvesi’nden bahsetmiştik.

Üçüncü ve son yazımızda ise Türk edebiyat ve folklorundaki önemli yerinden bahsetmek istiyorum.

Kahve; Türk kahvesi, adıyla tarihin sayfalarına ve farklı kültürlere yerleşmiş, kabaran gönlümüz gibi fincanlara köpük köpük dolarak, sosyal hayatımızı da derinden etkilemiştir.

KAHVE, BİR FİNCANINA KIRK YIL HATIR SIĞDIRDIK (2)

Gönül ne kahve ister ne kahvehane
                                                                                        Gönül sohbet ister kahve bahane

Geçen haftaki yazımızda kahvenin tarihi serüveninden kısaca bahsetmiştik. Bu haftaki yazımızda ise Türk Kahvesi’nden bahsetmek istiyorum.

Kahve, Osmanlı’ya gelişi ile beraber çok kısa sürede popüler oldu. Kahvenin hazırlanması başlı başına ayrı bir seremoni, sunumu ise belli merasimleri içinde barındırıyordu.

Bu özel pişirimi ve servisiyle kahvenin adı, artık “Türk kahvesi” olmuştu.

KAHVE, BİR FİNCANINA KIRK YIL HATIR SIĞDIRDIK (1)

Gönül ne kahve ister ne kahvehane
                                                                                        Gönül sohbet ister kahve bahane

Bir yıl önceydi, 24 ve 31 Aralık 2018 tarihli yazımızda bu sütunlarda yayımlanan “ÇAY MUHABBETİN DEMİDİR 1-2” yazımızda; çayın kültürümüzde dostluk ve muhabbet emaresi olduğunu, çaysız muhabbetin olamayacağını, çayın dost ile muhabbet edip, gönlünü demlemek olduğunu örneklerle aktarmaya çalışmıştık.

Bu yazımız yayımlandığı zaman bazı okuyucularımız haklı olarak; “hocam ya kahve! Kahvenin hiç mi hatırı yok?” diye sormuşlardı. 

DEDELERİMİZİN TAKVİMİ

Geçen hafta Miladî takvimin yılbaşına girmiş ve bu sütunlarda yayınlanan yazımızda Osmanlı’dan günümüze kullanılan üç ayrı takvimden bahsetmiştik; Hicrî, Rumî ve Miladî…

Bu yazımızda da Rumî takvimden yani dedelerimizin kullandığı takvimden bahsetmek istiyorum.

Rumî Takvim, eski Bizans takvimi esas alınarak hazırlanmıştır. Rumî takvimde Güneş Yılı esas alınır. Osmanlı’nın resmi ve mali işlerde kullanmak için 13 Mart 1840 tarihinde yürürlüğe giren bir takvimdir. Hicrî takvimle birlikte kullanılan Rumî takvim, aynı zamanda ekonomik işlerin yürütülmesinde kullanıldığından “Malî Takvim adı da verilmişti.

ÖMÜR SERMAYEMİZDEN BİR YILI DAHA TÜKETTİK

Çarşamba günü Miladi yılbaşı, 1 Ocak 2020.

Ömürden bir yıl daha geçti. Ocak, Şubat, Mart, Nisan…

Bu yıl içinde 31 Ağustos 2019 / 1 Muharrem 1441 tarihinde Hicri takvimin yılbaşını idrak etmiştik. O da; Muharrem, Safer, Rebiü’l-Evvel, Rebiü’l-Ahir, Cemaziye’l-Evvel, Cemaziye’l-Ahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce.

EVLENDİM ÇOK MUTLUYUM

Bu sütunlarda yayınlanan bir önceki yazımızda, ülkemizde giderek artan boşanmalara temas etmiş, “BOŞANDIM, ÇOK MUTLUYUM” sloganıyla boşanmaların adeta teşvik edildiğini ifade etmiştik.

Tüm bu olaylar karşısında gençlerin evlenmekten çekinir hale geldiğini, Türkiye’de adeta boşanma korku ve furyasının başladığını, evlenecek gençlerde evliliği yürütmenin çok zor olduğu tarzında bir yaklaşım oluştuğunu yaşanan bir örnekle aktarmaya çalışmıştık.

BOŞANDIM ÇOK MUTLUYUM (!)

Geçen günlerde mahalli ve ulusal gazetelerde bir haber yayımlandı.

19 yaşında ve 6 aylık evli eşinden boşanan Elazığlı bir bayan otomobiline; ‘boşanıyorum mutluyum’ yazarak şehir turu attı.

Haberi okuyunca dondum kaldım. Tüylerim diken diken oldu.

Haberi incelediğimiz ve tahlil ettiğimiz zaman, boşanan bayan daha 19 yaşında, henüz liseyi yeni bitirmiş, üniversiteye gidememiş, hayatının ilkbaharında bir genç kız.

YÜZYILLAR BOYU GELEN TOPLUMLARIN DEĞİŞMESİYLE DEĞİŞMEYEN ON HÜKÜM (2)

Hak dinin esaslarını meydana getiren ve yüzyıllar boyu gelen toplumların değişmesiyle değişmeyen biri tevhid inancına, diğerleri ahlâka dair olmak üzere İslâm’ın on temel buyruğundan diğer beşi ise 152 ve 153. ayetlerde sıralanmaktadır.

Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız daha olsa- adil olun. Allah'ın ahdine de vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.

Bu benim dosdoğru olan yolumdur, şu halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup-sakınırsınız.